00:00

Dünle bugün arasında ansızın uyanmış, yitip gitmişle henüz biçimlenmemiş arasında asılı kalmış.

23:13

Sonra biri geldi. Kalmadı yatıya ama arası da uzamadı ziyaretlerinin. Hayaller yeterliydi önce. Sonra yetmedi ama. Hayatının sınırlarını çizen duvarlarını yıktı, tuğlalar düştü ayağının dibine. Düştüğü yerde sardunyalar bitti. Güneş açmadı o zamanlar belki üstünde ama dolunay hep vardı. Şarkılar söyledi, anlattı durdu. Sözü sözdü dinlendi. Sonunda güneşi gördü.

22:55

Sözlerim çoğaldı,çoğaldıkça çoğaldı.

Artık içinde yitip giden bir ben, ama yok yok öyle demeyelim. Artık içinde yitip gitmekten korkmayan bir ben var.

Kimse anlamadı, anlayamaz, ki anlamasını da beklemiyorum zaten.

Kısaldıkça kısalır gün görünümlerim doğuya, doğruya giderken.

Bir bakmışım güneş ölmüş. Bir bakmışım güneş terk-i diyar.

“Nereye?” dedim. “Kursa bakma” dedi.

“Ama canım yandı” diyemedim.

olur öyle

Olur öyle. Büyüdükçe ellerin, sen büyümesen de, büyür ve kaçarsın, kaçtıkça kendinden, kendin olmamaya başlarsın. Uyuşur ellerin, büyür, büyüdükçe uyuşur dimağın. Sen kaçtıkça kendinden, küçük kalmışlığın dışındaki her karanlık kovalar seni ışık gibi, ışık hızıyla… Öyle olur. Olur öyle.

20:54

Ve onlar birlikte, rastlantısal kesişme noktalarında zaman zaman buluşup ayrılarak ya da hiç buluşamayarak, hiçbir şeyin değişmediği, ama her şeyin her an farklılaştığı bir zaman diliminin hikâyesini yarattılar.

© 2011 Erdem.Net | Erdem DEGIRMENCI